Toplumda ve hatta bazı eski hukuki makalelerde düğün takılarıyla ilgili bilinen en yaygın yanlış, “düğünde takılan her şey kadına aittir” kuralıdır. Ancak Nisan 2024 itibarıyla Yargıtay, bu konudaki yıllardır süregelen uygulamasını tamamen değiştirmiş ve ezber bozan yeni bir içtihat ortaya koymuştur.

Bu yazımızda, güncel Yargıtay kararları ışığında boşanmada düğün takılarının kime kalacağını, takı sandığına atılan paraların durumunu ve Bursa Aile Mahkemelerinde görülen ziynet alacağı davalarında dikkat edilmesi gereken hayati hususları ayrıntılı olarak ele alacağız.

Evlilik birliğinin sonlanması aşamasında eşler arasında en çok tartışma yaratan ve hukuki çekişmelere sahne olan konuların başında düğün takılarının (ziynet eşyalarının) paylaşımı gelmektedir. Özellikle Bursa gibi düğün geleneklerinin köklü olduğu, merasimlerde ciddi miktarda altın ve ziynet eşyasının takıldığı şehirlerimizde, boşanma davalarındaki en büyük uyuşmazlıklar mal paylaşımı ve takılar üzerinden yürümektedir.

1. Eski Uygulama Nasıldı? “Her Şey Kadının” Dönemi Neden Kapandı?

Geçmiş yıllarda Yargıtay’ın yerleşik içtihadı oldukça kesindi: Aksi yönde bir anlaşma veya yöresel bir adet ispatlanmadığı sürece, düğünde kime takılırsa takılsın tüm altınlar, dövizler ve nakit paralar kadına bağışlanmış sayılır ve kadının kişisel malı kabul edilirdi. Yalnızca erkeğin kullanımına özgü olan (örneğin klasik erkek kol saati veya kol düğmesi) eşyalar erkeğe bırakılırdı.

Ancak zaman içinde toplumun ekonomik yapısının değişmesi ve düğünlerde takılan takıların yalnızca kadını süslemek için değil, “yeni evlenen çiftin ortak hayatına maddi destek sağlamak” amacıyla verilmesi, bu kuralın hakkaniyetini tartışılır hale getirdi. Özellikle erkeğin ailesi veya çevresi tarafından sırf yatırım amacıyla takılan altınların da boşanmada doğrudan kadına verilmesi mağduriyetler yaratıyordu. Bu durum, adaletin güncel sosyal dinamiklere ayak uydurmasını zorunlu kıldı.

2. Yeni Yargıtay Kararı: Takılar Artık Nasıl Paylaşılacak?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 04.04.2024 tarihli (2023/5704 Esas ve 2024/2402 Karar sayılı) ilke kararı ile eski uygulamasından açıkça döndüğünü ilan etmiştir. Yeni karara göre takıların kime ait olduğu belirlenirken aşağıdaki aşamalar uygulanacaktır:

  • a) Eşler Arası Anlaşma Şartı: Takıların kime ait olacağı konusunda eşler arasında evlilik öncesinde veya sırasında yapılmış bir anlaşma varsa, öncelikle bu anlaşma uygulanır.
  • b) Yerel Örf ve Adetler: Herhangi bir anlaşma yoksa, tarafların yaşadığı yörenin (örneğin Bursa yöresinin) yerel adetlerine bakılır. Ancak hakim bu adeti kendiliğinden araştırmaz, böyle bir iddiada bulunan bu iddiasını ispatla yükümlüdür.
  • c) Cinse Özgülük (Cinsiyet Kuralı): Örf ve adet ispatlanamazsa takının niteliğine bakılır. Takı yapısı gereği sadece kadına özgüyse (örneğin burma bilezik, inci gerdanlık, altın set), düğünde damadın kurdelesine takılmış olsa dahi kadına ait sayılır. Aynı şekilde damada özgü bir takı da kimin taktığına bakılmaksızın erkeğe aittir. Gerekirse bu konuda mahkeme uzman bir kuyumcu bilirkişiden rapor aldırır.
  • d) Kime Takıldıysa Onun Olması (Üniseks Takılar): Çeyrek altın, gram altın, cumhuriyet altını veya nakit para gibi her iki cinsin de kullanabileceği (üniseks) değerler için kural artık çok nettir: Kime takıldıysa onundur. Gelinin üzerine takılan paralar ve altınlar gelinin; damadın yakasına veya kurdelesine takılan paralar ve çeyrek altınlar damadın kişisel malı sayılır.

3. Takı Sandığına (Ortak Havuza) Atılan Altınlar ve Paralar Kimin Sayılır?

Günümüz düğünlerinde takı merasimi sırasında uzun kuyruklar oluşmasını engellemek adına gelin ve damadın yanına bir “takı sandığı” veya “takı kutusu” konulması oldukça yaygındır. Yargıtay’ın 2024 tarihli kararı bu duruma da büyük bir netlik kazandırmıştır:

Eğer davetliler takıları gelin veya damadın üzerine iğnelemek yerine doğrudan ortak bir sandığa atmışlarsa ve bu sandıktan çıkan değerler her iki cinsin kullanımına uygunsa (para, çeyrek altın vb.), bu takılar eşlerin ortak mülkiyetinde kabul edilir. Yani boşanma aşamasında bu sandıktaki paralar ve altınlar eşler arasında yarı yarıya (1/2 oranında) paylaştırılır. Sandığın içinden çıkan bilezik gibi kadına özgü eşyalar ise yine kadına aittir.

4. İspat Yükü: “Altınları Eşim Aldı ve Geri Vermedi” Diyen Ne Yapmalı?

Hukukta haklı olmak kadar, bu haklılığı ispat edebilmek de önemlidir. Türk Medeni Kanunu’na ve Yargıtay kararlarına göre, kadına özgü ziynet eşyalarının (bilezik, set vb.) normal şartlarda kadının korumasında ve saklamasında olduğu kabul edilir (karine).

Hukuki genel kabule göre, ortak konuttan ayrılan kadının altınlarını yanında götürdüğü varsayılır. Eğer kadın eş, ziynet eşyalarının kendisinde olmadığını; ev ya da araba almak, borç kapatmak gibi sebeplerle erkek tarafından elinden zorla veya “emaneten” alındığını ileri sürüyorsa, ispat yükü tamamen kendisine aittir. Bu noktada kadının, altınları erkeğe karşılıksız bir “bağış” olarak vermediğini, aksine ileride iade edilmek şartıyla teslim ettiğini somut delillerle mahkemeye kanıtlaması şarttır.

Yargıtay Kararındaki Önemli İstisna (Mesaj Kayıtlarının Gücü):

Bahsi geçen güncel Yargıtay kararında davanın seyri, kadının sunduğu bir WhatsApp mesajı ile tamamen değişmiştir. Mesajlarda kadın altınlarını istediğinde, erkek eşin “söz getireceğim, bıktım artık bu konudan” şeklinde cevap verdiği tespit edilmiştir. Yargıtay, bu mesajla birlikte altınların erkekte olduğunun kanıtlandığını belirtmiş ve “ispat yükünü yer değiştirerek erkeğe geçirmiştir”. Erkek altınları kadına iade ettiğini kanıtlayamadığı için tüm ziynet alacağını ödemeye mahkum edilmiştir.

Bu örnekten de anlaşılacağı üzere; düğün videoları, fotoğraflar, banka hesap dökümleri, tanık beyanları ve bilhassa WhatsApp/SMS mesaj kayıtları Bursa Aile Mahkemelerinde görülen ziynet davalarının kazanılmasında en hayati delillerdir.

5. Boşanma ve Ziynet Davalarında Neden Hukuki Destek Almalısınız?

Boşanma sürecinde altınların ve takıların talebi, ister boşanma davası dilekçesiyle birlikte istenilsin, isterse boşanma sonrası 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde ayrı bir dava olarak açılsın, usul hukuku açısından son derece teknik bir süreçtir.

Yargıtay’ın Nisan 2024 içtihat değişikliği göstermiştir ki, mahkemeler artık düğün videolarını saniye saniye bilirkişilere inceletmekte; kime ne takıldığını, takıların cinsiyetlere özgülüğünü ve sandık kuralını detaylıca araştırmaktadır.

  • Dava açarken talep edilen ziynet eşyalarının değerinin doğru hesaplanmaması veya eksik harç yatırılması hak kayıplarına yol açar.
  • “Nasılsa hepsi benim hakkım” diyerek ispatlanamayacak yüksek meblağlarda altın talep edilmesi durumunda, reddedilen miktar üzerinden karşı tarafın avukatına yüklü miktarda nispi vekalet ücreti ödemek zorunda kalabilirsiniz.
  • Kulaktan dolma bilgilerle veya internetten bulunan eski tarihli taslak dilekçelerle dava açmak, davanızın reddedilmesine sebep olabilir.

Yeni hayatınıza adım atarken maddi mağduriyet yaşamamak, düğün videoları ve mesaj kayıtları gibi delilleri mahkemeye en doğru usullerle sunabilmek için sürecin başından itibaren uzman bir hukuki rehberlik almanız tavsiye edilmektedir.

Bursa’da boşanma davaları, mal paylaşımı ve ziynet alacağı (düğün takıları) uyuşmazlıklarında haklarınızı en güçlü şekilde savunmak ve profesyonel hukuki destek almak için ofisimizle iletişime geçebilirsiniz.

Profesyonel Hukuki Danışmanlık Alın

Karşılaştığınız hukuki uyuşmazlıklarda hak kaybına uğramamak ve haklarınızı korumak için uzman bir avukattan profesyonel destek almanız kritik önem taşır. Durumunuzu değerlendirmek için bizimle hemen iletişime geçin.

Detaylı İletişim Formu

İlgili Emsal Yargıtay Kararının Tam Metni

Yukarıdaki makalemizde detaylıca incelediğimiz, Yargıtay’ın içtihat değişikliğine gittiği Nisan 2024 tarihli emsal kararın tam metnine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

📄 Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 04.04.2024 Tarihli Kararını Okumak İçin Tıklayın

2. Hukuk Dairesi 2023/5704 E. , 2024/2402 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/766 E., 2023/834 K.
KARAR : Başvurunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Sivas 1. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2020/426 E., 2023/36 K.

Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma ve ziynet alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki boşanma davasının kabulüne, ziynet alacağı davasının reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı karşı davalı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı karşı davalı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı karşı davalı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; davalı karşı davacı erkek ile ailesinin müvekkilini ve ailesini sürekli olarak küçümsediğini, ağza alınmayacak sözler söylediğini, ailesinin evliliklerine müdahale ettiklerini, erkeğin sürekli baskı ve fiziki şiddet uyguladığını, çocukları ile ilgilenmediğini, müvekkilinin ailesi ile görüşmesine izin vermediğini, kazancının erkek ve babasına ait olmasını istediklerini, ziynetlerinin düğün günü alınarak geri verilmediğini ileri sürerek tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, velâyetinin anneye tevdiine, 100.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminata, aylık 1000.00 TL tedbir yoksulluk nafakasına, aylık 1.000.00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, ziynet eşyalarının aynen iadesi mümkün olmadığı takdirde günlük bedelinin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP
Davalı karşı davacı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; iddiaların asılsız olduğunu, kadının, müvekkilini, mesleğini, ailesini aşağılayıcı beyanlarda bulunarak psikolojik şiddet uyguladığını, kadının sürekli ailesinin yanına gitmek için baskı yaptığını ancak müvekkiline “annenin babanın yüzünü görmek istemiyorum, torunlarını görmek istiyorlarsa Sivasa gelsin görsünler” şeklinde beyanda bulunduğunu, ekonomik olarak eşine yardımcı olmadığını, sürekli absürd istekleri olduğunu, eşinin haberi olmaksızın ailesine para gönderdiğini, sürekli uyuyup ev işleri ile ilgilenmediğini, son olarak kadının, amcasının oğlunun düğünü için ziynet eşyalarını yanına alarak gittiğini, sonrasında müvekkiline “sen artık çocuğu rüyanda görürsün, ben gelmiyorum eve” şeklinde beyanda bulunduğunu ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velâyetin babaya tevdiine, 100.000,00TL maddî ve 100000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile erkeğin kendi kök ailesinin evlilik birliğine müdahalesine engel olmadığı gibi ortak çocuğun isminin anne ve baba tarafından konulması kuralı ve adetine dahi aykırı hareket ederek davalı karşı davacının babasının istemiyle çocuğun isminin…olarak belirlendiği, erkeğin, davacı karşı davalıya tokat attığını ikrar eder şekilde mesaj kayıtları karşısında fiziki şiddetin de bulunduğu, kadının kök ailesiyle görüşmelerini sınırlandırdığı, erkeğin telefonu ile davacı karşı davalı kadının telefonlarını eşleyerek davacı karşı davalıyı konum üzerinden takip edilebilir hale getirdiği, kadının da, erkeğin kök ailesi ile görüşme yanlısı olmadığı, yapmış olduğu görüşmeleri ise zoraki yerine getirdiği, erkeği geliri ve mesleği konusunda aşağılayacak ve küçük görecek şekilde söylemlerde bulunduğu, erkeğin kadın ile barışmak isteyip bu yönde ortak konuta dönüşünü sağlamak yönündeki girişimlerine cevap vermediği, özellikle maddî yönden şartlar ileri sürerek barışma girişimini zora soktuğu, erkeğin gıyabında kendisini sevmediği, birlikte yaşamak istemediği, ayrılmak istediğini beyan eder tarzda ifadelerinin bulunduğu, yine kişisel ilişki kapsamında erkeğe ortak çocuğun ayakkabılarını fırlatarak makul görülebilecek tepkinin dışında eylemde bulunduğu, ve amcasını oğlunun düğününe gitme saiki ile ortak konuttan ayrıldıktan sonra tekrar dönmediği, diğer iddiaların taraflarca ispatlanmadığı, tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, velâyetin anneye tevdiine, çocuk yararına aylık 300,00 TL tedbir, 1000,00 TL iştirak nafakasına, kadının yoksulluğa düşmeyeceğinden yoksulluk nafakası talebinin reddine, eşit kusur sebebiyle tarafların tazminat taleplerinin reddine, ispatlanamayan ziynet alacağı talebinin de reddine karar verilmiştir.

2. İlk Derece Mahkemesinin 15.02.2023 tarihli kararı ile davalı karşı davacı erkek lehine reddedilen ziynet alacağı yönünden 44.589.38 TL nispi vekâlet ücreti takdirine yer verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen asıl ve ek kararına karşı davacı karşı davalı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davacı karşı davalı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; boşanma yönünden karara itiraz etmediğini belirterek kusur, reddedilen tazminat ve yoksulluk nafakası ile tedbir ve iştirak nafakalarının miktarı, ziynet alacağı talebinin reddi ve vekâlet ücretine ilişkin tamamlama kararı yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini isstemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı karşı davalı kadının istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı karşı davalı kadın vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı karşı davalı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebeplerini tekrarla Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kusur, reddedilen tazminat ve yoksulluk nafakası ile tedbir ve iştirak nafakalarının miktarı, ziynet alacağı talebinin reddi ve vekâlet ücretine ilişkin tamamlama kararı yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflarca açılan karşılıklı boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, kadına yüklenen kusurlu davranışların gerçekleşip gerçekleşmediği, kadının tazminat ve yoksulluk nafakası talebinin yerinde olup olmadığı, çocuk için hükmedilen nafakaların hakkaniyete ve dosya kapsamına uygun olup olmadığı ve ziynet alacağı talebinin reddinin isabetli olup olmadığı buna bağlı olarak erkek lehine takdir edilen vekâlet ücreti noktasında toplanmaktadır.

2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun’un 4 üncü, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası,169 uncu, 174 üncü, 175 inci, 182 nci, 220 nci, 330 uncu, maddeleri. 6100 sayılı Kanun’un 323 üncü, 326 ncı, 370 inci ve 371 inci maddeleri. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 50, 51 inci maddeleri.

3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı karşı davalı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir .
2.Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup; insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır (Yılmaz, E., Hukuk Sözlüğü, Ankara 2011, s. 1529). Ziynet eşyasını evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler olarak tanımlamak mümkündür. Bu bağlamda, bilezik, altın kelepçe, kolye, gerdanlık, takı seti, bileklik, saat, küpe ve yüzük gibi takılar, ziynet eşyası olarak kabul edilmektedir (Sağıroğlu, M.Ş., Ziynet Davaları, İstanbul 2013, s.3).
3.Bu noktada “kişisel mal” kavramının yasal olarak nasıl düzenlendiği üzerinde durulmalıdır:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 220 nci maddesinde;
“Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:
1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,
2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,
3. manevî tazminat alacakları,
4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.”
kişisel mal olarak sayılmıştır. Bu noktada belirtilmelidir ki, eşlere ilişkin her türlü giyim eşyası, mücevher, saat, takılar, spor araç ve gereçleri, cep telefonları, gözlük, makyaj malzemesi gibi sadece kişisel kullanıma yönelik kural olarak taşınırlardan oluşan, istisnai olarak taşınmaz mallar 4721 sayılı Kanunun 220 inci maddesinin birinci fıkrasına göre o eşin kişisel malıdır (Dural, M., Öğüz T., Gümüş M.A., Türk Özel Hukuku, C.III, Aile Hukuku, s.218).
4. Dairemizin önceki içtihatları, “aksine bir anlaşma ya da örf âdet kuralı olmadığı takdirde, düğünde kim tarafından hangi eşe ne verilirse verilsin, ne takılırsa takılsın (ziynet eşyası, altın, döviz, TL vs.) bunların hepsi kadına ait sayılır” yönündeydi. Ancak toplumuzun gelenek ve göreneklerinin zamanla değişikliğe uğraması, ekonomik ve hukuksal ilişkilerin dinamik yapısı ve özellikle; düğünlerde kadına özgü ziynet eşyalarının dışında, ortak bir yaşam kurma aşamasında olan eşlere maddî katkı sağlamak amacıyla, ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılması/verilmesi, dikkate alınarak, düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu konuda Dairemizin ilkesel nitelikteki yeni görüşüne göre; “Taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir. Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Bilirkişi incelemesi sonucunda o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse o şey takılan/verilen eşe ait olur. Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeyin aidiyeti konusunda; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul edilmelidir” yönündedir. Uyuşmazlık, tarafların iddia ve savunmaları da dikkate alınarak bu ilkeler doğrultusunda çözülmelidir.
5.Hemen belirtilmelidir ki, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. (6100 sayılı Kanun m.190) Diğer taraftan 4721 sayılı Kanunun 222 inci maddesinin birinci fıkrasında da yine aynı Kanunun 6 ncı maddesi ile paralellik gösteren “Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür” şeklindeki düzenleme ile de ispat yükünün kime ait olduğu hususu gösterilmiştir. Ziynet alacağı davalarında da olağan olan kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. Ziynet eşyası davasında dava konusu altınların varlığı ve bu altınların kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır.
6.Diğer yandan, “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir” (6100 sayılı Kanun m. 26/1)
7.Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davacı karşı davalı kadın dava dilekçesinde, evlendikten sonra evleri olmadığı için erkeğin ailesinin yanında kaldıklarını, erkeğin ailesinin müvekkilin düğün takılarını istediğini, “bizde kalsın, geri vereceğiz” dediklerini ama iade edilmediğini ileri sürerek gramları farklılık gösteren 24 adet bilezik, 35 çeyrek altın, 4 yarım, 6 tam altın ve 3 gremse diye tabir edilen ziynetlerin iadesini, bu mümkün değilse bedelinin iadesini talep etmiş, davalı karşı davacı erkek ise cevap dilekçesinde ziynetlerin kadının uhdesinde olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
8. Davacı karşı davalı kadının delil olarak sunduğu ve erkek tarafından inkar edilmeyen mesaj kayıtlarına göre de kadının erkekten altınlarını getirmesi istendiğinde erkeğin “söz getireceğim, bıktım artık bu konudan yeter” dediği anlaşılmıştır. Davalı karşı davacı erkek, 03.11.2022 tarihli dilekçede bu mesaj kayıtlarından sonraki bir tarihte bileziklerin teslim edildiğini ve ziynetlerin kadında olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda ispat yükü yer değiştirerek erkeğe geçmiş olup davalı karşı davacı erkek ziynetlerin uhdesinde olmadığını ve kadına iade edildiğini sunulan delillerle ispatlayamamıştır. O halde, talebe konu edilen ve dilekçeler aşamasındaki iddia ve savunmalar ile özellikle davalı karşı davacı erkeğin dava konusu ziynetlerle ilgili aidiyet savunması da bulunmadığı dikkate alınarak ziynet eşyaları yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ziynet alacağı davası yönünden KALDIRILMASINA,

2.İlk Derece Mahkemesi kararının ziynet alacağı davasının reddi ile buna yönelik vekâlet ücreti yönünden BOZULMASINA,

3.Yukarıda (1) numaralı paragrafta belirtildiği üzere temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının
bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

04.04.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verilmiştir.

Yorumlar (0)

Bu makale için henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Bir Yorum Bırakın